Tamı tamına 20 yil önce duayen ekonomist Mahfi eğilmez tarafından kaleme alınan yazı. Gerçekten şok oldum okuyunca. Ya hu hiç mi bir şey değişmez?

Zaten kısacık bir yazı, mutlaka okumanızı öneririm.

Burada.
--- alıntı ---

Fenerbahçe Türkiye'nin özetidir

Aylardır köşe yazarları ve televizyon yorumcularının bir bölümü Fenerbahçe'yi eleştiriyor. Bunların içinde eski Fenerbahçeli futbolcular da var.

Aylardır köşe yazarları ve televizyon yorumcularının bir bölümü Fenerbahçe'yi eleştiriyor. Bunların içinde eski Fenerbahçeli futbolcular da var. Fenerbahçe'nin iyi futbol oynamadığını, galibiyetlerinin çoğunun tesadüfi olduğunu, orta saha diye bir kavramın Fenerbahçe'de olmadığını, savunmayla forvetin birbirinden kopuk olduğunu anlatıp duruyorlar. Takımda koordinasyon yokluğu, bireysel yeteneğe prim veren ve dolayısıyla takım oyunundan uzak futbolla galibiyet alınamayacağını vurguluyorlar. Her izlediğim Fenerbahçe maçında ben de aynı sonuçlara ulaşıyorum. Bir futbol takımı galibiyetlerinin çoğunu duran toplardan attığı gollerle alıyosa ve o takımın en iyi oyuncusu kalecisiyse o takımda ciddi sorunlar vardır diyor yazarlar. Son derece doğru ve haklı eleştiriler. Fenerbahçe'nin Glasgow Rangers'ı 2-1 yendiği maçta tümüyle şansa dayalı bir galibiyet elde edilmişti. Son yarım saatte Fenerbahçe kendi sahasından çıkamamıştı. Salı günü Fenerbahçe'yi Barcelona karşısında izlerken daha beşinci dakikada, 'Bu maç 4-0 mağlubiyetle biter' diye düşünmeye başladım. Çünkü Denizli eleştirilerden hiç ders çıkarmamış, büyük olasılıkla eleştirileri yapanları
'içimizdeki İrlandalılar' diye niteleyip geçmişti. Sonuçta Fenerbahçe 3-0 mağlup oldu. Aslında 5-0 mağlup da olabilirdi. Olmamasının nedeni kaleci Rüştü'nün yine en iyi oyuncu olmasındandı.

Yine aylardır köşe yazarlarının ve televizyon yorumcularının bir bölümü ekonomi politikalarını eleştiriyor. Dalgalı kurla başlayan döviz kuru politikası eleştirisi tarihin en derin ekonomik küçülmesini izleyerek maliye politikasını da kavramaya başladı. Benim de aralarında bulunduğum bu yazarlara göre ekonominin bu kadar hızlı küçülmeye yöneldiği, işsizliğin artmaya başladığı bir dönemde bütün diğer hedefler bir yana bırakılıp ekonominin canlandırılması gerekir. Aksi takdirde bu kadar küçülen bir ekonomide gelecek yıl ne vergi ödeyecek ne de devlete borç verebilecek kurum ve kişi kalır. Dalgalı kurla başlayan eleştiriler dikkate alınmadı. Hatta büyük olasılıkla bu öneriyi getirenler için 'içimizdeki İrlandalılar' diye hüküm verildi. Sonuç: Yüzde 12 küçülme. Ekonomiyi canlandırma, hiç değilse gelecek yıla bir vergi bazı oluşturabilmek için yaptığımız KDV indirimi ve kamu yatırımlarının artırılması gibi uyarılar da dikkate alınmayacak. Oysa bu uyarılar dikkate alınıp da IMF ile bu koşullar yeniden oturulup pazarlık konusu yapılabilse Türkiye için sorundan kriz yaratmadan çıkış yolları gelecek gündeme. Ama çok zor.

Fenerbahçe, Türkiye'nin bir özetidir. Her ikisi de hatadan ders almaz ve eleştirileri dinlemez. Üstelik eleştiri yapanları düşman gibi görür. Batılı'nın tek üstünlüğü hatalardan ve eleştirilerden ders çıkarmasıdır.

Oysa Türkçede çok güzel bir atasözü vardır:
'Dost acı söyler.' Bazen bu atasözlerinin bizim değil de başkalarının atasözü olduğunu düşünürüm. Çünkü atasözlerimizden de ders çıkarmayız.
--- alıntı ---

link
Bulutun gonderilip Belözoğlu'nun hoca olması üzerine Yine akıllara gelen yazı. twitter